Ali İbrahim Öcal

SANATÇILAR
İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 1982 Almanya/Aschaffenburg doğumlu sanatçı 1999’da kabul edildiği S.Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden 2003 yılında mezun oldu. 2004’te Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Bölümü’nde başladığı yüksek lisansını ise 2009’da tamamladı. Resim Heykel Müzeleri Derneği, 28. Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi, Başarı Ödülü sahibi sanatçı, 2018’de “Nature Morte/Salto Mortale”, 2014’de Merkur Galeri’de “Cennet”, 2012’de Daire Sanat’ta “Patetik Koridor” ve 2010’da Daire Sanat’ta “Kekre”, kişisel sergilerini açtı. 2009 ve 2011 yılları arasında İstanbul’da Borusan Contemporary, 2012’de Münih’te Art Homes sanatçı ikametgah programlarına katıldı.

Genel olarak üretim pratiğimden bahsederken giriştiğim farklı deneyleri, “eş zamanlı üretim modeli” içinde ele almamdan söz edebilirim. Resim, fotoğraf, heykel, yerleştirme, video ve doğa kökenli nesneler gibi farklı teknik ve malzemeleri bir arada kullanarak oluşturduğum imgesel evrenin en belirleyici özelliği multi-disipliner bir örgüye sahip olmasıdır. Bu anlatım/üretim biçiminin oluşturduğu “her yerdelik duygusu” nun, yapıtlarıma özgürleştirici bir alan açtığına inanıyorum.
Yapıtlarım insan-hayvan ve imgenin insanla anlambilimsel ilişkisini eleştiren, evrensel coğrafi ve kültürel kodları alabildiğince içine alan, toprak, tohum, filizlenme, büyüme, yok olma, tekrar doğma gibi çok katmanlı imgeler bütününü kapsamaktadır. İlgilendiğim kavramları sıradan bir arayış izgisinin ötesine taşıyan en önemli özelliklerden biri ise ısrarla belirli imgelere odaklanarak, “leitmotive” bir yaklaşımla yorumlamamdır. Onları bir araya getiren veya yaklaştıran, onları dayanıştıran şey ise plastik çeşitliliklerinin yanı sıra, taşıdıkları şiirsel ve dramatik etkidir. Burada olanaksız anlam boşluklarını doldurmak yerine, dünyanın imgesinin parçalarından birinde yer almayı tercih eden göndermeler sisteminden bahsedebiliriz. Bu sistem var olan parça ya da imgeleri, bağlamından çıkararak farklı biçimlerle temsil edilmesini sağlayacak kavramsal zeminlerde kendini göstermektedir.
Bir ağacın kavruk sırtında, adeta kendi kendine şiirsel bir takvime dönüşen ağaç yaprağında, biricik gül dalında, binlerce kozmik dikende, kadrolu bir yarış atının dokusunda veya atık boyalarla resmedilmiş bir deniz manzarasında bize neyin nadir, neyin narin, neyin kıymetli ve faydalı ya da pek tabii kalıcı ve geçici olduğunu sabırla ve dobralıkla anlamaya/göstermeye çalışıyorum.