Çağla Köseoğulları

SANATÇILAR
Varoluşumuzun anlamı küçük bir kuşun ölü bedeninde somutlaşabilir mi? Kırılganlığımız, üst üste konmuş kayaların dengesinde anlatılabilir mi? Buruşmuş bir kumaş; üzerimize atılmış, kurtulamadığımız ağı betimleyebilir mi? Temel meselemiz hayatta kalmak. Ama nasıl? Çağla Köseoğulları ilk sergisinde odağını kente, kente göç eden bireylere ve onların arkada bıraktıklarına yöneltmişti; bu ikinci sergisinde ise odağını doğaya ve doğanın içinde insan varoluşuna çeviriyor. Anlatımcı dil ve figürler yavaş yavaş yerlerini eşyalara, dokulara, ‘şey’lere bırakıyor... Köseoğulları’nın “Akışkan olan her şeyim katılaştı dün düşümde” başlıklı sergisi, sanatçının birbirine dokunan unsurları betimlediği kağıt üzerine mürekkep çalışmalarını bir araya getiriyor. Bu işlerde de çizgi ön planda olmasına rağmen dokunuşun ve kütlelerin dokusunun yarattığı yeni bir hisle karşılaşıyoruz. Ölü kuşlar ve vahşi hayvanların birer parçası olduğu sahneler bize yakın bir felaketin haberini taşırken; kimliksizleştirilen portreler yarattığımız sistemin ağırlığını, dünya ağrısını görünür kılıyor. Yüzleri yarı saydam bir yüzeyle kapanmış bu portreler, yalnızca ölüm ve yok oluş fikrini çağrıştırmıyor; aynı zamanda sağ kalmanın, tanıklığın ağırlığını da hissettiriyor. Hepimizi kuşatan tedirginlik hissi üstümüze inen perdede, o ikinci yüzeyde vücut buluyor. Parlak yüzey üzerine mürekkeple oluşturulmuş beden parçaları ve lekelerse incelikle tasarlanmış, karmaşık bir görsel düzene sahip. Mürekkebin yüzeydeki izi yangından kurtarılmış fotoğraf etkisi yaratarak parçalanmışlık, kayıp ve boşluk kavramlarını tekrar çağırıyor. Adeta havada asılı kalmış bu katmanlı parçalar ve siluetler kayıplara karışanların sesine kulak vermemizi istiyor. Başlığını bir şiirden1 ödünç alan bu siyah beyaz sergi, şiirsel eserlerle izleyiciye ortak bir his geçirmeyi ustalıkla başarıyor. Akışkanlığımız bu sergide hem o güzel kuşun artık hayattan yoksun vücudunda hem bizi avlayan tel örgüye benzer kumaş ağda hem de gövdeden kopmuş el ve ayakların uçlarında katılaşıyor; varoluşumuzun sarsıcı gerçekliğini yüzümüze vuruyor.