Sevil Tunaboylu

SANATÇILAR
Dün gece, sırtımızda taşıdığımız cesedi yıkadım. Kemikleri küvete attığım anda pişman oldum ama artık çok geçti. Önce daha temiz (daha eski) olanları seçtim; onlar kolaydı çünkü eklemleri bağlayan lifimsi tüyümsü şeyler kuruyup gitmişti. Bu kolay temizlenir kemiklerde, kanla karışmış, içinden suda kaskatı kesilmiş solucanların çıktığı, kemikle bir olmuş toprak yığınları yoktu.
 
Başlamadan önce sirkeli sıcak suda beklettim kemikleri. Sonra biraz çamaşır suyu ekledim. Bu sırada spagetti yaptım. Sarımsaklı domates soslu makarnamı hızlıca mideye indirdim. Ve şöyle düşündüm: "Banyoda ölü bir at yatıyor ve midem bana mısın demiyor". Ardından bir kahve içtim. Oyalanacak bir şey kalmayınca kolları sıvadım. Limon kokulu pembe eldivenlerimi giydim ve Gümüş'ün hediye ettiği önlüğü taktım. Bir süre sonra maske gibi bir şey aradım ama yoktu. Dün ada vapurunun saatini ısrarla öğrenmek istediğim zaman, söylediğin şey aklıma geldi. "Ne kadar garanticisin!" ama maskeyi unutmuştum, n'aber?
 
Şimdi anlatınca, ceset suyunun suratıma sıçrayan noktaları yanıyor. Israrla ceset diyorum, evet; ölü bir at, cesetti. Küvetimde parçalarına ayrılmış bir biçimde yatıyordu. Sırayla parçalar, parkenin üzerine serdiğim siyah çöp poşetlerinin üzerine dizildiler. Artık bir arkeolojik kazıdan kalıntılar gibi görünüyorlardı. Hemen bok var gibi fotoğraflarını çektim. Şimdi de ele geçirilmiş  mühimmata dönüşmüşlerdi; irili ufaklı mermiler, el bombaları, tabancalar ve kalaşnikoflar.
 
Olduğumun ve varacağımın resmi; 
deklanşöre basan parmağın kıkırdağı, pelvisi fırçalayan kemikler yığını…
 
Bunları yazarken Chicha Libre'nin  Sonido Amazonico albümünü dinledim. Atölyede soba yanıyordu. Nisan'ın 7'siydi ve hava kış gibi soğuktu.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          Sevil



Topla.
Boz.
Dirilt.
 
Sokağa terk edilmiş bir oda kapısı, otluk bir yerde bulduğu at cesedinin ortaya çıkmasını beklediği kemikleri, bir kadının eskiciye sattığı topuklu masmavi ayakkabıları ya da yerdeki alelade bir dal… Sevil uslanmaz bir toplayıcı ve bir hayat tarzı olarak bu ölü, atılmış şeyleri kendi akışına alarak diriltiyor.
 
 
 
Aklımda tutmakla ilgili…
Tut. Kaydet. Hayal et.
Atın üstünde dolaşan sinek!
 
 
Bir toplayıcı olarak, o anı ya da anılarını temsil ettiğini düşündüğü soyut ya da somut bir sürü şeyi ceplerine doldurmuş; bir dost yüzü, başkasının manzarası, hiç binmediği uçak, genç kızın öpüşme provası, dirençli orkide… O hafızasını canlı tuttukça ölümden daha çok korktuğu unutma illetine de şeytan düğümü atmış oluyor. Şimdi bu parçalar AKLIMDA için tasarladığı bütünün hizmetinde.
 
Aklında tutmak onun için yok olmaya veya yok edilmeye ve günümüzün değişimi öğütleyen anlayışına karşı bir çeşit direnme ve iyileşme yöntemi.
 
 
 
Günlerden battaniye örüyorum.
Aklımda tutuyorum. Her şeyi.
Delirecek miyim? Hayır, merkezimdeyim.
 
Sevil sanki hayatını, yakından bakabilmek için tuttuğu gibi bir odanın içine atıvermiş. Vakti geldiğinde salıverecek. Kâh birden kapıyı açıp içerdekilere baskın yapmış, kâh anahtar deliğinden sessizce içeriyi gözetlemiş. İçeride olanlar son derece kişisel.
 
Bir yandan da parçalar örmüş; o an aklından geçenleri, istemeden hatırladıklarını, hatırlamak istediklerini, birilerinin ısrarla unutmasını istediği şeyleri çift kişilik bir battaniyede birleştirmiş. Sevil hem akmakta olan hayatını, hem de geçmişini bir arada gözetlemiş.
 
 
 
Vakit geldi.
Ona günlüğümü okutacağıma söz verdim.
Nasıl olsa anlarımın sahibi benim.
 
Kapısını araladığı ve içine buyur ettiği yer onun dünyası. Sevil neyse, AKLIMDA’ki de o. İçinden ve dışından manzaralar, anlar, anılar, insanlar ve şeylerden ördüğü bu günlük bire bir onun hayatından besleniyor. Sevil bu ikinci kişisel sergisinde, avuçlarında tuttuğu kişisel tarihinden dürüst ve cömert bir kesit sunuyor.

*Deniz Koloğlu
Öldü Dediler 2015
Prova 2015
Sarp Yatak 2015
Havasız 2015
Kapan 2015
Otoportre 2015
Tek Kişilik 2015