Fulya Baran'ın 'aRb' sergisi ile ilgili Hürriyet Gazetesi için yaptığı röportaj

Sergi, bir atölye çalışması olarak metin çözümleme formunda gerçekleştirdiğiniz okuma etkinliklerinden elde edilen çıkarımlara dayanıyor. Bu türden formun “Sanat Tanımı Topluluğu” dayanaklı olduğunu ifade ettiniz. Bu topluluktan bahseder misiniz? Ne zamandan beri, ne sıklıkta toplanıyorsunuz? Kimlerin katılımı oluyor?

Sanat Tanımı Topluluğu Kavramsal Sanat Etkinlikleri hali hazırda devam etmekte olan ve herkesin katılımına açık bir etkinlik olması nedeniyle, biz bu çalışmayı kendi öznel ifadelerimizle değil topluluğun kendi ifadeleriyle anlatmayı yeğleriz: “Sanat Tanımı Topluluğu, sanat, felsefe, bilim, mantık ve matematik alanlarına dayalı düşünsel bir etkinliği oluşturduğu betik, görüntü ses ve çeşitli nesneler içeren yerleştirmeler içinde, belirli bir uzamda, belirli bir zamanda, katılımcıları ile birlikte gösterisel bir tarzda sanat olmak bakımından gerçekleştiren 1972 yılından bu yana geliştirilmekte olan Sanat Tanımı Topluluğu özgün sanat çalışmasıdır.” http://www.sanattanimitoplulugu.org/
 

Sergiye “aRb” ismini veren L. Wittgenstein’ın “Tractatus-Logico Philosophicus” adlı çalışması sergiyle hangi noktalarda kesişiyor? Bu çalışmanın genel çerçevesinden ve sizin, çalışmayı çıkış noktası olarak belirleme sürecinizden bahseder misiniz?

Sergi kapsamında çalışmalarımıza dayanak aldığımız Wittgenstein’ın “Tractatus Logico-Philosophicus” adlı çalışmasını genel biçimiyle özetleyecek olursak:

a1. Dünya olguların toplamından oluşmaktadır.
a2. Dünya’yı oluşturan olgular, oluşturucu ögelerine ayrıştırılabilir.
a3. Olguların oluşturucu ögeleri, olguları belirli bir biçimde bir araya gelerek oluştururlar.
b1. Dil dünyayı temsil eder, resmeder, tasarımını kurar.
b2. Dünyayı resmeden dil, resmin oluşturucu ögelerine ayrıştırılabilir.
b3. Resmin oluşturucu ögeleri, resmi belirli bir biçimde bir araya gelerek oluştururlar.
c1. Dünyanın oluşturucu ögeleri dilin oluşturucu ögelerinden, dolayısı ile dünya dilden başkadır.
c2. Dil ve dünya kendileri olmaları bakımından farklı olsalar da oluşturucu ögelerinin belirli bir biçimde bir araya gelişi bakımından aynıdır.
c3. Bu belirli biçim ne dünya ne de dildir; dünyaya da dile de belirli bir biçim veren mantıktır.
c4. Mantık ise üzerine konuşulamayan ancak dünya ile dil arasındaki ilişki çözümlendiğinde düşüncede açığa çıkandır.
Diğer bir deyişle Wittgenstein’ın çalışması olanağında her türlü düşünce etkinliği belirli bir tasarımdır ya da resimdir. Yani dünyayı mantık yoluyla resmeden dilin çözümlenmesi aynı zamanda dünyanın da çözümlenmesidir. Dili çözümlemeye yönelik bu edim de düşünsel bir etkinliktir. Bu düşünsel etkinlik dünyanın resmini yapmaz ancak dünyanın resminin yapılabilme koşullarını yani mantığı açığa çıkarır. Kavramsal Sanat ve buna bağlı olarak Sanat Tanımı Topluluğunun gerçekleştirdiği Çözümsel Sanat bu türden bir düşünsel etkinlik olarak sanatı ele alır. Başka bir deyişle bir düşünsel etkinlik olarak sanat dünyayı temsil etmez, dünyayı temsil eden düşüncenin mantıksal yapısını açığa çıkarır, bağıntıları gösterir.
Wittgenstein’ın sergiye “aRb” ismini veren ilgili önermesi şu şekildedir: “3. 1432 “Karmaşık ‘aRb’ imi , a’nın b’yle R ilişkisi içinde olduğunu söyler”, değil: “a”nın “b”yle belirli bir ilişkide olduğu, aRb olduğunu söyler.” (Ludwig Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus, Çev. Oruç Aruoba, sf. 31, Metis Yayınları, 4. Basım, 2006, İstanbul)
Sergi metninde de ifade edildiği gibi bağıntısal bir yapı, yalnızca bir takım ögelerden değil, ögeler ve ögeler arasındaki ilişkilerin birlikteliğinden oluşan bir bütündür. Bir bütünü oluşturan ögeler ve ögeler arasındaki ilişkilerin farkına varılması, bütünün yapısal ögelerine indirgenmesi ile mümkündür. İndirgenen bu ögeler arasındaki yapısal ilişkiler mantıksal formlar ya dadüşüncenin kendisine uymak zorunda olduğu düşünce yasalarıdır.
 

Sergideki çalışmaların eşleme (haritalama) ve bağıntı kavramlarının çözümlenmesine yönelik kimi başka çalışmaların etkisiyle üretildiğini göz önüne aldığımızda bu kavramları biraz daha açabilir misiniz?

Ne bu kavramların anlamının aydınlatılmasına yönelik düşünsel bir etkinliği ne de bu türden bir etkinliğin göstereni olması bakımından herhangi bir çalışmayı ilk defa kendimizin gerçekleştirdiğine dair bir iddiamız yok. Bu nedenle sergi metninde “aRb” kapsamında bir araya gelen çalışmalarımızı “kimi başka çalışmaların etkisiyle gerçekleştirdiğimiz çalışmalar” olarak nitelendirdik. Gerek felsefe gerekse de sanat alanında ve özellikle de formel bilimlerde oldukça sıkı bir biçimde çözümlemeye tabi tutulmuş ve üzerine incelikli bir biçimde düşünülen kavramlardan bahsediyoruz: Örneğin, sanat alanında Braque konuya olan ilgisini “nesnelere değil bağıntılara inanıyorum” biçiminde ifade etmişti. Duchamp Büyük Cam’ı gerçekleştirdikten yıllar sonra Büyük Cam’ı tamamladığını ifade ettiği “Yeşil Kutu” isimli çalışmasında Büyük Cam’ın bağıntısal yapısına ilişkin çeşitli enformasyonlar sundu. Bütün felsefe tarihini dilin mantığının çözümlenmesi yani “bağıntı” kavramının anlamının aydınlatılmasına yönelik düşünsel bir etkinlik olarak görebiliriz. Kant’tan bu yana Frege, Russell, Wittgenstein ve Gödel ve Ayer gibi bir çok düşün insanı konuyla ilgili oldukça kapsamlı ve incelikli çalışmalar gerçekleştirdi. Bu düşün insanlarının mantık, matematik ve felsefe alanlarındaki çalışmalarının etkisiyle Kavramsal Sanat, ve Sanat Tanımı Topluluğu sanatsal etkinliklerini gerçekleştirdi. Dolayısıyla bu çalışmaların, yani insanlık birikiminin gölgesinde konuyu ilk defa biz ele alıyormuşuz gibi konuşmamız pek doğru olmazdı. Bu nedenle sergi metninde kendi çalışmalarımızı “kimi başka çalışmaların etkisiyle gerçekleştirdiğimiz çalışmalar” biçiminde ifade ettik.

 

Bu kavramları çözümleme sürecinde yaklaşımlarınız ayrışıyor mu/hangi noktalarda ayrışıyor? “aRb” sergisi aranızdaki nasıl bir etkileşimin sonucu?

“aRb” metin çözümleme formunda gerçekleştirilen söz konusu atölye çalışmalarının bir uzantısıdır. İlgili atölye çalışmalarını kapalı bir grup çalışması olarak değil ancak bu türden bir çalışma için istekli olan herkesin katılımına açık bir biçimde gerçekleştirmeyi tercih ederdik. Biz izleyici ve izlenen ayrımına dayalı bir etkinlik gerçekleştirme formunun değil katılımcının etkinliğiyle gerçekleşen bir çalışma formunun sanatsal bir geçerliliğe sahip olduğunu düşünüyoruz.
 

Serginin bağıntılara vurgu yapan ve bağlamı merkeze alan yapısı, mekânı da daha belirleyici bir unsur haline getiriyor. Bu unsurun özellikle “İçinde Sergilendikleri Uzamın Kat Planlarına Göre Bir Bilardo Masasında Hareket Eden Bilardo Topları” (Yağız Özgen) çalışmasında ön plana çıktığını da söyleyebiliriz sanıyorum. Bu açıdan sergi mekânının imkanlarını veya sınırlarını nasıl değerlendirdiniz?

Bir sergileme içinde yer alan her çalışma gerek mekan ile kurduğu ilişki bakımından gerekse de sergideki diğer çalışmalarla bir araya gelişi bakımından bir yerleştirme olarak görülebilir. Ancak her çalışmanın kendi özelinde espas olarak kabul ettiği uzam aynı değildir. Yerleştirme formunda bir çalışma, çalışmanın içinde gerçekleştirildiği uzamı çalışmanın espası olarak kabul eder. Beyaz bir yüzey üzerinde bir takım siyah mürekkep lekelerinden oluşan bir kompozisyon için ise beyaz kağıdın kendisi çalışmanın espası olarak kabul edilir. Bu bağlamda Özgen’in bahsetmiş olduğunuz çalışması ile birlikte, Erol’un “127-1 (WT-4.063)” ve Bayraktar’ın “Tavuk Sistemi” çalışması, nelerin çalışmanın espası olarak kabul edildiğine ilişkin çözümlenebilir. Özgen’in çalışması, çalışmanın içinde gösterildiği uzamı, Erol’un çalışması Wittgenstein’ın “4.063” numaralı önermesinin üzerinde yazılı olduğu beyaz yüzeyleri, Bayraktar’ın “Tavuk Sistemi” ise tavukların üzerinde dolaştıkları ve kimi zaman sınırlarında kimi zaman ise merkezinde konumlandıkları bir jimnasyumun betimlendiği yüzeyi çalışmanın espası olarak kabul etmektedir.
Sanatorium’un sergileme alanı bu türden bir sergi için fiziksel açıdan kimi zaman zorlayıcı olmakla birlikte bu türden fiziksel koşulların ortaya çıkardığı güçlükleri aşmak bir sergileme gerçekleştirmenin doğasına ilişkindir. Bu güçlükleri çözmenin hangi türden bir çalışma olursa olsun sanatçının görevlerinden biri olduğu ifade edilebilir.


“Tavuk Sistemi” serisi (Kerem Ozan Bayraktar) pek çok çağrışıma açık. Bu seri, “aRb” sergisi bağlamında mı ortaya çıktı?
Bu seri Yağız Özgen’in “İçinde Sergilendikleri Uzamın Kat Planlarına Göre Bir Bilardo Masasında Hareket Eden Bilardo Topları” isimli çalışmasından sonra ortaya çıktı. Bilardo topları ve bilardo masası ilişkisindeki problematikler, belirli bir alan ve onun içinde betimlenen hayvanlar olarak daha farklı göstergelerle ifade edildi. Bu seri aynı zamanda Şeref Erol’un videosu “176-1” ile de yakın bir ilişki içinde. Dolasıyla sergi genelinde yapıtlar arasında göstergelerin değiştiği fakat ilişki kurma biçimlerinin aynı kaldığı eşlemeler mevcut.

“12.175-1” (Şeref Erol) isimli çalışmanın izleyici müdahalesine tamamen açık olmasıyla neyi amaçladınız? Yapılacak çizimlerin çalışmada “bozulma”ya yol açacak bir hissi var. Katılıyor musunuz?

Katılımcının müdahalesine açık olması ile katılımcının müdahalesini amaçladım. Eğer “bozulma” ifadesinden kast ettiğiniz; herhangi bir katılımcının belirli bir zaman ve belirli bir uzayda herhangi bir tekil çalışma gerçekleştirdiğinde, gerçekleşen çalışmanın bir önceki tekil çalışmanın uzayını işgal etmesi ve onun zamansal sürekliliğini kesintiye uğratması ise: evet, son çalışmanın bireysel olmak bakımından oluşa gelmesi önceki çalışmaların bireyselliklerinin bozuluşunu gerektirir. Ancak, gerçekleşen bir tekil çalışma, kendinden önceki çalışmanın (çalışmaların) fizikselliğini (bozuluşa uğratarak) ortadan kaldırsa dahi tüm yapılmış, yapılabilecek olan çalışmaların da ortak sahip oldukları aynı bir bağıntısal yapıyı gösterdiklerini ortadan kaldıramaz, hatta o yapıyı daha çok açığa çıkarır.
Diğer bir deyişle, bireysel çalışmalar gerçekleşebilmek için birbirlerinin bozuluşunu gerektirirken tüm bireysel çalışmaların bağıntısal yapısı ise mantıksal olarak ne bozulur ne oluşur, sadece çalışmalar olanağında kavrayacak olan zihinlerde açığa çıkar.

Sergi, referanslarını ve felsefi yaklaşımını göz önüne aldığımızda her izleyici tarafından rahatlıkla anlaşılabilecek bir çerçeveye sahip değil. Anlaşılamama ya da yanlış anlaşılma gibi kaygılarınız var mı?

Genel olarak bütün sergilerin bir takım konuları izleyiciye anlatmaktan çok, izleyici ile birlikte farklı meseleleri çözümleme olanağı sunan, birlikte deneyimlenen, birlikte öğrenilen yapılar olduğuna inanıyoruz. Dolasıyla izleyici ile sanatçılar arasında, mesaj ileten sanatçı ve mesajı alımlayan izleyici tarzında bir hiyerarşiye sıcak bakmıyoruz. Herkes kendi birikimleri doğrultusunda her türden çalışmayı dilediği biçimde yorumlayabilir. Sembolik bir göstergenin işaret ettiği anlamıyla kurulan ilişkisi doğal bir zorunluluğu değil ilgili göstergenin anlamı üzerine kişiler arasındaki yapay bir uzlaşımı gerektirir.
En genelde ‘sanat’ teriminin karşıladığı etkinlikler sadece “sanat” kavramının anlaşılmasına yani gerçekleşen etkinliğinin sanat olduğunun anlaşılmasına yöneliktir; herhangi bir sanat çalışmasının sanat olduğunun anlaşılması dışında kalan tüm diğer anlama etkinlikleri ilgili çalışmanın dayanak aldığı bilgi alanına ait yeterli bilgi birikimine sahip olmayı gerektirir. Bizim çalışmalarımızın sanat olmak bakımından anlaşılması, onların sanat çalışması olduğu ön bilgisinin yeterliliğini gerektirirken, çalışmalarımızın dayanak aldığı düşüncelerin anlaşılması, Analitik Felsefe ve Kavramsal Sanatın genel biçimiyle bilinmesini gerektirir.
“aRb” sergisi 22 Temmuz’a kadar izlenebilir.

http://www.hurriyet.com.tr/wittgensteinin-arbsi-40523797