Zete - Çizimin içinde çileli bir yolculuk

http://zete.com/cizimin-icinde-cileli-bir-yolculuk-handan-figen/

Suluboya ve karakalem çalışmalarıyla soyutu somutla birleştiren ve tesadüfü işlerinde ilham kaynağı olarak kullanan, Türk çağdaş sanatının genç isimlerinden Handan Figen, ocak ayında İstanbul’da açtığı “Tesadüf Eseri” adlı serginin ardından, 26-29 Mart tarihleri arasında Paris’te düzenlenen “Art Paris” sanat fuarında eserlerini sergileme fırsatı buldu. Zıtlık ilkesinin, kavramsal ve maddesel olarak ilgisini çektiğini söyleyen Handan Figen, ekolin ve mürekkep gibi akışkan malzemelerin tesadüfü tetiklediğini anlatıyor.

 

Eserlerin, saatler süren karakalem etabında gereken sabrın kendisi için bir terapi sayılabileceğini söyleyen Handan Figen, kalem çizgilerini iki boyuttan üç boyuta geçiren yerleştirme parçası Çile’yle de sanatseverleri çizimin içinde bir yolculuğa çıkarıyor. On yılı aşkın bir süredir Fransa’da yaşayan ve Lyon’la İstanbul arasında mekik dokuyan sanatçıyla, ‘Zete’ olarak bir araya geldik ve sorularımızı yönelttik.

 

 

İşlerinizde tesadüfe önemli bir yer veriyorsunuz. Kağıda döktüğünüz mürekkep ve suluboya karışımının oluşturduğu lekelerden yola çıkarak, figüratif ve somut şekiller hayal ediyorsunuz. Projenize tesadüfü katma fikri nereden geldi?

Planlayarak aldığım bir karar değildi. Öğrenim yıllarımda, değişik malzeme arayışlarımda ya da deneysel olarak kabul ettiği çizimlerde, suluboya, ekolin ve mürekkep gibi akışkan olan malzemeler kullanıyordum. Bu deneysel arayışlar sırasında bu tür akışkan malzemeleri çok zor kontrol edebildiğimi, daha doğrusu kontrol edemediğimi farkettim. Sonra belki de onları serbest bırakmanın daha iyi sonuçlar vereceğini düşündüm. Sanatsal hayatımda tesadüfle tanışmam bu şekilde oldu. Böylece, tesadüfen oluşan lekeler bana çizimlerimin geri kalanı için, yani karakalemle tamamladığım kısımlar için yol gösterici oldular.

Kullandığınız malzemeleri nasıl seçtiniz? Örneğin karakalemle sulu boyayı bir araya getirmek gibi…

Bu projeden önce yağlı boya figüratif tablolar üzerinde çalışıyordum. Karakalem çizim, plastik sanat olan tüm sanat dallarının temeli olarak kabul edilir. Dolayısıyla çizimi hiçbir zaman bırakmadım. Yağlı boyaların yanısıra her zaman bir çizim projem de olmuştur. İlk başta, belki de tamamen estetik bir yaklaşımla, bu iki malzemenin kağıt üzerinde birbirine çok yakıştığını düşünüyordum. Daha sonra bu iki maddenin birbirlerine olan zıtlıkları da kavramsal olarak ilgimi çekmeye başladı. Suluboyanın kontrol edilemezliği ve karakalemle yakalayabileceğim inanılmaz detaylı ve kontrollü çizimler. İki zıt malzemeyi bir araya getirmek benim için bir hedef oldu.

 

Handan Figen

Handan Figen

Karakalem bölümlerin detaycılığını görünce düşünmeden edemiyoruz. Oldukça sabır gerektiren bir iş olsa gerek…

Evet, oldukça sabır gerektiren bir tekniğim var. Hayatımda sabırlı olabildiğim tek anın, çizim sırasında olduğunu söyleyebilirim. Benim için hem bir mücadele, hem de bir terapi sayılabilir. Çile işi için ilham aldığım Vincent Van Gogh’un ağabeyine yazdığı mektupa da dediği gibi: çizmek, hissetmekle yapabilmenin arasına örülmüş, demirden, görülmez bir duvarı aşmaya benzer. Ve bu duvarı ancak, yavaş yavaş, törpüleyerek aşabiliriz.

 

Ocak ayında, Türkiye’deki ikinci kişisel serginizi Sanatorium sanat galerisinde açtınız. Sergi nasıl geçti? İnsanlar işlerinizi nasıl karşıladı?

Bir sanatçı olarak hazırladığım sergiden çok memnundum. Sanatorium’un mekanı işlerime çok uygundu. Galerinin giriş katında tablolarımı, alt katında ise lekelerin oluşumunu gösteren bir video ile bir yerleştirme eseri sergileme fırsatı buldum. Çok zor tatmin olan birisi olarak gayet güzel geçtiğini söyleyebilirim. Tüm sergi boyunca galeride bulunamadım, fakat açılış kokteylinde çok olumlu yorumlar aldım. Hissettiğim, sergi izleyici için de gayet olumlu geçti.

 

ÇİZİMİN ÜÇÜNCÜ BOYUTU

 

Dediğiniz gibi sergide 14 tablonun yanısıra, eserlerin yapım aşamasını gösteren bir de video ve bir yerleştirme eseri bulunuyordu. Sanatseverlerin eserlerinizin nasıl şekil aldığını görmeleri sizin için ne denli önemliydi?

Evet ilk defa sanatseverlerin karşısına bir yerleştirme eseri ve bir videoyla çıkıyorum. Benim için aslında riskli bir yatırımdı. Yerleştirme parçasını sergi alanında kurmaya başlamadan önce başka bir mekanda deneme fırsatım olmadı. Dolayısıyla kurulumu, kullandığım malzemelerin istediğim gibi işe yarayıp yaramayacağını bilmeden yapmaya başladım. Pekala herşey istediğim gibi gitmeyebilirdi, fakat sonuç olarak hiçbir teknik sorunla karşılaşmadım ve eser zamanında tamamlandı. Çizimlerin oluşum aşamasını gösteren bir video hazırlama fikre ise bir önceki sergimin sonrasında alınmış bir karardı. Çizimlerin oluşumunun seyirci tarafından anlaşılması benim için ortaya çıkan sonuçtan daha önemliydi çünkü projenin tüm amacı, sonucu tesadüfün belirlemesiydi. İlk sergimde bir kısım izleyici önce karakalem çizimleri yapıp daha sonra renk lekelerini eklediğimi düşünmüştü. Bu yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için sergimde bir videoya, ve bu videoyla beraber yerleştirme eserine de eşlik edecek bir ses enstalasyonuna yer vermeye karar verdim.

 

“Çile” adını verdiğiniz yerleştirme eseri insanı çizimin kalbine, kalem çizgilerinin arasına götürüyor. ‘Çile’ uzakta durup baktığımız değil, içine girip dolaştığımız, etkileyici bir eser…

Çile, izleyiciye yepyeni bir çizim tecrübesi yaşatan bir parça. Çizimler geleneksel olarak kağıt üzerine yapılır, çerçevelenir ve duvara asılır. Çizimi bu geleneksel iki boyutlu formatından çıkarıp, üç boyutlu hale getirmekti amacım. İzleyici çizimin içinde dolaşabilsin, çizimi oluşturan binlerce çizginin etrafında dönebilsin istedim. Herbiri bir çizgiyi temsil eden yün iplikler kullandım. Yün iplikler, yer ve tavan arasında gidip gelerek, bize çizimin içinde gezebileceğimiz bir patika yaratıyor. Bu gezinti sırasında çizimi oluşturan kalem vuruşlarının ve nefes alıp verişlerimin de duyulduğu bir ses enstalasyonu bize eşlik ediyor. Eserimin ismi “Çile”ye gelirsek… Eserimi isimlendirirken bir kelime oyunu yapmak istedim. Tıpkı serginin ismi gibi. Kelime oyunları hoşuma gidiyor. Hem Fransızca’da, hem de Türkçe’de bu tip kelime oyunlarından faydalanmayı seviyorum. “Çile” ismini, hem yünün yumak olmayan halinin adı olduğu için, hem de bu kadar detaylı çizimlerin ve yerleştirme eserinin çileli bir iş olduğunu hatırlattığı için seçtim.

 

PARİS’TE, USTALARLA YAN YANA

İstanbul’daki serginin ardından, işleriniz 26 – 30 Mart tarihleri arasında Paris’te Grand Palais’de düzenlenen “Art Paris” sanat fuarında sergilendi. Çalışmalarınızın Paris’in bu denli sembolik ve prestijli bir mekanında sergilenmesi nasıl bir his?

Çok gurur verici. Mekanın tarihi öneminin, ihtişamlı mimarisinin yanı sıra sanat tarihinde adı geçen birçok önemli sanatçının eserlerinin sergilendiği bir mekan. Ne şartlarda olursa olsun bu sanatçılarla aynı çatı altında sergilenmiş olmak ifade etmesi zor bir his. Paris’te geçen öğrencilik yıllarımda Grand Palais’de ne kadar sanat fuarı düzenlenmişse muhtemelen hepsini gezmişimdir. O zamanlar bu tür fuar gezilerini bir ilham kaynağı olarak görüyordum. Bu fuarlarda, Paris Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki hocalarımın – ki bu hocalar sadece akademi hocalığı yapan değil, aynı zamanda başarılı sanat kariyerleri olan insanlardı – işlerini görme fırsatı bulurdum. Bu seneki fuarda onlarla beraber aynı mekanda eserlerimi sergiledim. Daha ne isteyebilirdim ki? (gülüyor)

 

Paris’e yabancı değilsiniz. Eğitiminiz sırasında ve sonrasında on yıl kadar yaşadınız. Paris’in sanatçı kişiliğiniz üzerindeki etkisi ne oldu?

Paris deyince aklımıza ilk önce sanatın kalbi gelir, kültür şehri gelir. Bu açıdan bakıldığında bir sanatçının sanatsal hayatı üzerinde etkisinin olmaması mümkün değil. Bunun yanısıra kişisel olarak bana mücadele etmeyi öğretmiş olan bir şehir Paris. Kişisel olarak diyorum çünkü herkes için bu aynı şekilde yaşanmayabilir. Fransa’ya geldiğimde Fransızca konuşmuyordum. Yani gördüklerimden ziyade Paris’te yaşadığım tecrübeler sanatçı kişiliğim üzerinde etkili oldu.

 

sergi5

 

Eğitiminiz sırasında hem Amerikan hem de Fransız sistemini tecrübe etme fırsatı buldunuz. İkisini karşılaştıracak olursanız?

Şöyle söyleyebilirim. Amerikan sistemi tekniğe önem veren, size başından sonuna kadar eşlik eden, destekleyen, doğru kabul ettiği yolu gösteren bir sistem. Ancak bunun sonucunda belli bir teknik seviyeye sahip, sanat dünyasına adım atabilecek ama formatlı diyebileceğimiz sanatçılar yetişiyor. Fransız sistemi ise öğrenciyi kendi sorumluluklarıyla baş başa bırakan, onu bağımsızlığa ve özgürlüğe iten, sanatın kavramsal ve teorik yanına çok daha önem veren, sizi daha gerçekçi bir sanatçı hayatına hazırlayan bir sistem. Ancak bunun sonucunda çok yaratacı ve parlak sanatçılar çıktığı gibi o noktaya erişemeyen ve Amerikan sisteminin tersine kaybolup giden öğrenciler de olabiliyor.

 

Sanata ilgi duymaya başladığınız günde bugüne sizi etkileyen, size ilham veren sanatçılar kimlerdi?

Sanatla ilgilenmeye 11 – 12 yaşlarında başladım diyebilirim. O yaşlarda sanatçı olmak istediğimi anladım. O zamanlar daha çok peyzaj ve natürmort tarzı tablolara ilgim vardı. Dolayısıyla beni ilk etkileyen sanatçılar, Seurat ve Monet gibi empresyonistler oldu. Daha sonra rönesans ressamlarına ilgi duymaya başladım. Bunu okul projemde de hayata geçirdim. Sürrealizm beni bugün hala etkilemeye devam ediyor. Salvador Dali ya da Victor Hugo gibi sanatçılar. Pek bilinmez ama Victor Hugo aynı zamanda bir ressamdı. Çağdaş sanatı takip etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Günümüz sanatçılarından Claire Morgan’ı çok beğeniyorum mesela.

 

Beğendiğiniz Türk sanatçılar?

İnci Eviner, Tayfun Erdoğmuş ve Ahmet Doğu İpek aklıma ilk gelen isimler.

 

Bir proje üzerinde çalışırken, bir sonraki adımınızı, yeni projenizi düşünüyor musunuz, yoksa ilham gelmesini bekleyenlerden misiniz?

İkisi de diyebilirim. Bir proje üzerinde çalışırken, yaratıcılığın da yardımıyla ilham zaten geliyor ve bir sonraki eserlerimin, sergimin hayalini kurmaya başlıyorum. Dolayısıyla bir proje üzerinde çalışırken, bir sonraki projemi düşünüyor oluyorum. Benim için, ikisi her zaman zincirleme olageldi.

 

Peki bundan sonraki çalışmalarınızda neler göreceğiz?

Bu sergide gösterdiğim yerleştirme parçası bana yeni kapılar açtı, bir bakıma yeni bir ifade biçimi olanağı sağladı. Bu benim için çok yeni bir teknik. Önümüzdeki dönem, bu teknik üzerine yapacağım araştırmalarla geçecek. Şimdiye kadarki projelerim hep birbirini takip etti, aralarında bir bağlantı vardı. Önümüzdeki sergilerimde de, ya kavramsal ya da şekilsel olarak, mutlaka eski işlerimle ilişkili öğeler olacak. (ZETE